Tekin Bingöl, “Hükümet bu şekilde, hiç de uzak ve yabancı görünmeyen bir iç çatışmanın temellerini atıyor.”  
02.06.2016
646
Yazı Boyutu: A- A+
Suriye’deki muhalifler arasında en büyük askeri güçlerden biri olan Ahraruş Şam adlı grup, yoğunluklu olarak Nusayrilerin (Arap Alevileri) yaşadığı Ez-Zara’da korkunç bir katliam daha gerçekleştirdi.  Daha önce de aralarında rejim yanlısı Sünnilerin, Yezidi ve Hristiyan nüfusun bulunduğu yerleşim yerlerinde katliamlar gerçekleştiren bu grup, 4 Ağustos 2013’te de Lazkiye’de bulunan Nusayri köylerine saldırmışlar ve çocukları bile kurşuna dizmişlerdi. İnsan Hakları İzleme Örgütünün bölgede yaptığı incelemede yer alan ayrıntılar insanın kanını donduracak cinsten. Ahraruş Şam bu katliamları gerçekleştirirken, yandaş basın tek satır bile haber yapmadı.  Hükümet, diğer selefi gruplarda olduğu gibi bunların da sınırdan ellerini kollarını sallayarak girip çıkmalarını sadece seyretti. Bugün de, insanlığı utandıran bu vahşeti hiçbir tepki vermeden seyrediyorlar.  
Suriye Rejimin her yaptığında kıyameti koparan Hükümetin bu tür olaylar karşısında sessiz kalmasının arkasında mezhepçi bir bakış açısı var. Nitekim  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Cemevlerini ibadet yeri olarak tanıyan kararı çeşitli bahanelerle uygulanmıyor. Maraş’ta Alevi köylerinin yakınlarına konteyner kentler kurularak, aralarında katliam faillerinin de bulunması muhtemel sığınmacılar yerleştiriliyor. Hükümet bu şekilde, hiç de uzak ve yabancı görünmeyen bir iç çatışmanın temellerini atıyor. Maraş, Çorum ve Sivas örneklerinin yaşandığı ülkemizde, AKP Hükümetinin attığı ya da atmadığı adımların bilinçsiz adımlar olduğunu söylemek safdillik olur.  
7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidarı kaybeden AKP’nin,  1 Kasım seçimlerine giden süreçte ülkeyi nasıl bir kan gölüne çevirdiğini ve yarattığı korkuyla seçmene şantaj yaparak nasıl bir seçim sonucu elde ettiğini gördükten sonra; bundan sonraki süreçte de iktidarını devam ettirebilmek uğruna çatışmayı bırakın durdurmayı, tırmandıracak adımlar atması hiç de uzak bir olasılık olarak görünmüyor. 
12 Eylül Darbesi öncesinde de Türkiye adım adım ve planlı bir biçimde benzer bir kaosa sürüklenmiş ve darbenin ardından akan kan bir anda duruvermişti. İnsanları kan ve terörle korkutup sindiren bu faşist zihniyet 12 Eylül Anayasasına %91,37 oranında evet dedirtmişti. Günümüzde de, bir Anayasa değişikliği ile başkanlık rejimi peşinde olan AKP’nin benzer bir taktik içinde olduğu  görülüyor. Ancak CHP, halkıyla dayanışma içinde olacak ve bu taktiğin ve uygulamaların olası sonuçlarına engel olmak için gerekli mücadeleyi vermeye devam edecektir.
Öte yandan, Devlet yönetimi ciddiyet gerektirir. Kendi sınırlarının kontrolünü sağlayamayan bir ülke, bir devlet vatandaşlarının güvenliğini sağlayamaz. Sağlayamıyor da. Bunun örneklerini Suruç’ta, Ankara’da İstanbul’da, Diyarbakır’da ve Bursa’da gördük. Kontrolü bir kez kaybedince ülkenin nasıl bir terör yuvası haline geldiğini bu acı olaylarla tecrübe ettik. Suriye rejimini yıpratmak adına terör örgütlerinin rahat hareket etmesine göz yuman ve bölgesel bir savaşın tam ortasında kalan Türkiye bir an önce AKP’nin sağa sola savrulan ve terörden beslenen siyasetinden kurtulmazsa, kendini yakın tarihin en karanlık dönemine sokacak. Şimdi savaşın sadece komşularla sınırlı kalabileceğini ve mevcut durumunu devam ettirebileceğini düşünen vatandaşlarımızın karanlık bir geleceğin yaklaşmakta olduğunu fark etmeleri gerekiyor. 
Görev en başta bize, CHP’ye düşüyor elbette. Ancak, bu farkındalığı yaratmak CHP kadar sivil toplum örgütlerinin ve aydınlık bir Türkiye sevdalısı tüm sorumlu yurttaşlarımızın da görevi olmalıdır.